Hukukta kusur, işlediği haksızlıktan dolayı failin kınanabilmesi anlamına gelir. Kusur, ceza sorumluluğunun esasını oluşturan bir müessesedir. Ceza hukuku uygulamasında kusurluluk esastır. Ceza hukukunda “eylem olmadan haksızlık olmaz, haksızlık olmadan kusur olmaz, kusur olmamadan da ceza olmaz” kuralı geçerlidir.
Bir kişinin kusurlu bulunduğunu ileri sürebilmek için onun ilk olarak kusur kabiliyetine haiz olması gerekir. Kusur kabiliyeti bulunmayan bir şahıs hukukta kusurlu sayılamaz. Kusurun esasını kasten yada taksirle işlenen bir haksızlık oluşturur.
Kusurluluktan söz edilebilmek için ilk olarak bu kişinin fiili işlediği sırada kusur kabiliyetine haiz olması gerekir. Türk Ceza Kanunu‘nda (TCK) kusur kabiliyetine ilişkin belirli bir tarif yoktur. Ancak TCK 31-32 maddelerde kusur kabiliyeti, kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve neticelerini idrak etme (idrak etme kabiliyeti) ve davranışlarını bu doğrultuda yönlendirme (irade kabiliyeti) kabiliyeti bakımından değerlendirileceği ifade edilmiştir.
Kusurluluğu Etkileyen Haller
- Hukuka aykırı bağlayıcı bir emrin yerine getirilmesi (TCK m. 24/2-4),
- Zorunluluk hali dolayısıyla kişinin irade kabiliyetinin etkilenmesi (TCK m. 25/2, 92, 99, 147),
- Hukuka uygunluk sebeplerinden meşru müdafaanın sınırının coşku, korku ve telaş sebebiyle aşılması (TCK m. 27/2),
- Cebir ve tehdit dolayısıyla kişinin irade kabiliyetinin etkilenmesi (TCK m. 28),
- Haksız tahrik (TCK m. 29)
- Kusurluluğu etkileyen hata (TCK m. 30/3-4),
- Yaş küçüklüğü (TCK m. 31),
- Sağır ve dilsizlik (TCK m. 33),
- Akıl hastalığı (TCK m. 32),
- Geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde tesirinde olma (TCK m. 34).